03 Nisan 2026
Canlı müzik eşliğinde her gösterimde yeniden kurulan sessiz sinema deneyimini; müziğin filmle kurduğu bağı ve Beykoz Kundura’nın bu karşılaşmaya kattıklarını Ayşe Tütüncü ile konuştuk.
Sessiz sinema, müzikle buluştuğunda her gösterimde yeniden kurulan canlı bir deneyime dönüşür. Beykoz Kundura’da izleyiciyle buluşan bu deneyim, müziğin anlık üretimiyle her seferinde farklı bir anlatı kurar. Piyanist ve besteci Ayşe Tütüncü ile sessiz filmlere eşlik etmenin ötesinde, sahnede kurulan bu özgün ilişkiyi, müziğin filmle kurduğu bağı ve mekanın bu deneyime kattıklarını konuştuk. Uzun yıllardır sessiz filmlere piyano eşliği yapan Tütüncü, bu özel karşılaşmayı her performansta yeniden şekillendiriyor. 11 Nisan’da Beykoz Kundura’da gerçekleşecek Spanish Dancer (İspanyol Dansçı) sessiz film gösterimi öncesinde, müzik ve sessiz sinemanın anlatı dünyası üzerine sorularımızı yönelttik.
Müziğinizde klasik batı müziği, caz ve Anadolu’nun farklı müzikal geleneklerini bir araya getiriyorsunuz. Bu farklı dünyalar sizin pratiğinizde nasıl bir ilişki kuruyor; daha sezgisel mi, yoksa bilinçli bir arayışın sonucu mu?
Farklı müzikleri ve onların ait oldukları farklı müzik evrenlerini güzelce buluşturabilmek için bahsettiğiniz iki melekeye de ihtiyaç var. Nelerin birbiriyle buluşabileceğini ve nasıl birleşebileceğini görmek daha ziyade sezginin alanı. Bunu gerçekleştirecek işçiliği iyi yapabilmek ise bu konuda sahip olduğunuz bilgilerin ve daha önceki tecrübelerinizin sonucunda geliyor.
Albümlerinizden tiyatro müziklerine, atölyelerden sessiz film performanslarına uzanan oldukça geniş bir üretim alanınız var. Bu farklı üretim biçimleri arasında dolaşırken sizi yönlendiren temel motivasyon nedir?
Albümlerim, benim yaptığım müziğin hayatım boyunca nasıl ilerlediğini, evrildiğini gösteriyor ve dünyada kalıcı olmasını sağlıyorlar. Tiyatro müziği, toplumsal meselelerin çalışılıp işlendiği tiyatro oyunlarına müziğin diliyle ve olanaklarıyla katkı sağlamanın çok yaratıcı bir şekli. Atölyeler, benim müzikte kazandığım çok çeşitli tecrübeleri benden gençlere veya yaşı kaç olursa olsun müzikle ilgilenmek isteyen herkese aktarabilmemin çok güzel bir yolu. Sessiz filmlere çalmak, dünyayı başka bir zamanda, başka bir toplumsallıkta yaşamış ve hissetmiş olan filmdeki insanlarla ilişki kurmanın ve çalarken bunu filmin seyircisine de aktarmanın derinlemesine bir yolu. Bütün bu üretim biçimlerindeki motivasyonun ortak paydası bence; karşındakilerle iletişim kurmak, yaratıcılık ve aktarım.
Uzun süredir sessiz filmlere canlı müzik eşlik ediyorsunuz. Bir sessiz film izlerken müziği nasıl düşünmeye başlıyorsunuz? İlk refleksiniz ne oluyor?
Filmleri ilk izlediğimde bende hemen bir duygu uyanmıyor, çünkü hemencecik o filmin dünyasına girmek, yıllar öncesine atlayıvermek kolay bir şey değil. Ne zamanki bir film bir sahnesiyle bende bir duygu uyandırıyor, o zaman aklıma, elime bir müzikal bir tema geliyor. Filmin bana göre esas duygusunu o zaman yavaş yavaş hissetmeye başlıyorum.
1923 yapımı Spanish Dancer (İspanyol Dansçı) için nasıl bir müzikal yaklaşım geliştirdiniz? Film sizde nasıl bir ritim, atmosfer ya da duygusal dünya uyandırıyor?
Film 1600’lerde İspanya’da geçiyor, bugünkü dünyamızdan bambaşka bir dünyada. Şu çağda içinde bulunduğumuz dijital gelişmeleri bir yana bıraktım, o zamanki dünyada henüz telefon, tren, otomobil, uçak vs.. yok, yollar Arnavut kaldırımı taşlardan… Filmde İspanya Sarayı’nı, o beldede yaşayan çingeneleri, uygun adım yürüyen askerleri, dansçıları, bir düelloyu, bir karnaval gününü, hızla yaklaşan atlıları, aşkla sarılan bir çifti ve daha bir çok şeyi görüyoruz. Filmin müziği bunların hepsini seslendirmek ve dillendirmek durumunda; esasen batılı klasik müziğin ve cazın diliyle ilerlerken, sahnede olan olaylara göre İspanya saray müziği ve İspanyol çingene müziği ve farklı durumlara uygun çeşitli müzikleri de içine katacaktır.
Beykoz Kundura’da daha önce de sessiz filmlere eşlik ettiniz. Endüstri mirası olan bir mekânda sinema ve müziğin bir araya gelmesi, performansınızı ve dinleyiciyle kurduğunuz ilişkiyi nasıl etkiliyor?
Beykoz Kundura’da sinema salonunun olduğu mekan bana zaten ağırlıkla sinema endüstrisini hatırlatıyor ve bu durum tam da sessiz filme çalmaya başlama öncesinde insanı daha bir havaya sokuyor.
Sessiz sinemayla ilk kez Beykoz Kundura’da karşılaşacak izleyicilere bu deneyimi nasıl tarif edersiniz?
İstanbul gibi bir büyükşehrin kalabalığından kopup Beykoz’a gelince Beykoz Kundura arazisindeki tabiatın güzelliğine şaşırıp kalıyorsunuz, metabolizmanız sakinleşiyor, sonra salona girip bir sessiz film seyretmeye başlayınca da tümüyle farklı bir zamana geçiyorsunuz; kısacası bu ikisinin sonucunda dünyanız hem mekan, hem zaman değiştirmiş oluyor, bu çok hoş bir yaşantı bence.
Ayşe Tütüncü’nün canlı performansıyla Spanish Dancer (İspanyol Dansçı),
11 Nisan Cumartesi günü saat 17.00’de Beykoz Kundura’da izleyiciyle buluşuyor.
Söyleşiyi yapan: Zeynep Özbakış, Beykoz Kundura