Adı, Ön Asya’nın ilk medeniyetlerinden Sümerlerden esinlenerek, Mustafa Kemal Atatürk tarafından verilen Sümerbank, 93 yaşında. Bugün Beykoz Kundura’nın çatısı altında kurulan Kundura Hafıza tarafından arşivi tutulan ve korunan Sümerbank’ın tarihini Nurtaç Buluç* anlatıyor.

“…Tam bağımsızlık için şu kural vardır: Milli egemenlik, mali egemenlikle desteklenmelidir. Bizleri bu hedefe götürecek tek kuvvet ekonomidir. Siyasi ve askeri muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferlerle taçlandırılmadıkça payidar olamaz.”
Mustafa Kemal Atatürk (İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923)
Cumhuriyet’in 10. yılında sanayileşme hareketinin Devlet Sanayi Programları tarafından yürütülme planları ile Birinci Beş Yıllık Sanayileşme Planı hazırlandı. “Bütün varlığı ile Devlete ait olan, bankacılık, sanayi tesislerinin kurulması ve işletilmesi faaliyetlerini, karma ekonomi düzeni içinde en yüksek verimliliği ve karlılığı sağlayacak şekilde yürütmek suretiyle, milletin toplu çıkarlarına yararlı olmak amacı ile** 11 Temmuz 1933 tarihinde Sümerbank kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Kamu İktisadi Teşekkülü olma özelliği taşıyan Sümerbank’ın ismi de bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından, arkeolojik çalışmalar sonucunda Ön Asya’nın ilk medeniyetlerinden olan, Türklerle dil ve ırk birliği tespit edilen Sümerlerden esinlenilerek verildi. Sümerbank, Erken Cumhuriyet Dönemindeki sanayi planlarını ve sosyal fabrika modelini hayata geçirecek ana kuruluş olacaktır.

Cumhuriyet’in erken yıllarında milli ekonomiyi inşa etmek, sermayeyi ve ham maddeyi sağlamak devletin ekonomide kurucu, koruyucu ve teşvik edici politika hedeflerindendi. Bu bağlamda sanayileşme; kalkınmanın en önemli aşamalarından biri olarak ele alındı. Bundan önce 1927’de çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile sanayide özel yatırımcılara teşvik edici haklar tanınırken, 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’nın olumsuz etkileri nedeniyle istenilen sonuçlar alınamadı, tüm bu koşullar altında ekonomide devletçilik ilkesi benimsenerek milli ihtiyaçlar çerçevesinde bir fabrikalaşma modeline geçildi. Osmanlı Dönemi’nde kurulan; Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, Feshane Mensucat Fabrikası, Bakırköy Bez Fabrikası ve Hereke Halı ve Yünlü Dokuma Fabrikası Cumhuriyet ile birlikte Sümerbank’a devredilen işletmeler oldu. Osmanlı’dan kalan birkaç sanayi mirası yeni kurulan bir ülkenin kalkınmasını gerçekleştirecek yapıya sahip değildi, bu fabrikalar dışında Sümerbank tarafından Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı kapsamında (1934-1939) Kayseri Bez Fabrikası, İzmit Kağıt Fabrikası, Ereğli Bez Fabrikası, Nazilli Bez Fabrikası, Gemlik Suni İpek Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası ve Karabük Demir Çelik Fabrikası kuruldu. Zaman içerisinde farklı şehirlerde pamuklu, yünlü, ipekli dokuma kumaş, halı, deri, seramik, porselen, tuğla, demir, çelik, çimento, kendir, selüloz, ayçiçek yağı, soyaya kadar birçok ürünü imal eden fabrikalar açılarak zengileşti.

Bu yeni “Sümerbank Sistemi”, sadece ekonomik anlamda bir sanayileşme modelinden öte sosyo-kültürel amaçlı, Cumhuriyet’in ihtiyaç duyduğu “modern yaşamı/insanı” üretmeyi amaçlayan bir çağdaşlaşma modelini de karşıladı. Yalnızca üretim alanında değil, aynı zamanda yeni kurulan Cumhuriyet kültürünü ve temel kavramlarını, fabrikalarını kurduğu bölgede yerleşmesini ve benimsenmesini sağladı. Türk modernleşmesi, ulus devletinin inşası ve yeni ulusal kimliğin oluşturulması temelinde şekillenirken Sümerbank, üretim yapan klasik sanayi kuruluşu olmasının ötesinde bu yeni ulus inşasının özünü de oluşturdu. Adını “Sümerler”den alan Sümerbank, yerel kültürün temel kaynağı olan “geleneksel”i de kendi tasarımlarına katarak modern kimliğine aktardı ve korudu.

Sümerbank, sanayileşirken yalnızca ekonomik kalkınmayı değil, sosyo-kültürel gelişmeyi amaçlayan “insan merkezli” bir model benimsedi. Bir çağdaşlaşma/aydınlanma sistemi ile nitelikli modern halkı yaratan bu yeni fabrikalaşma modeli ile çalışanlarına kreşten hastaneye, sinemadan festivallere, lojmanlardan okula kadar her türlü ihtiyacı karşılayan ortak mekanlara yer vererek bir sosyo-kültürel işletme yapısına sahipti. Fabrikalarda çalışan işçilere yönelik verilen eğitim kursları, yurtdışı ve yurtiçi eğitim gezileri, akşam kursları; işçilerin barınma ihtiyacı için lojman, bekarlar koğuşu; Fabrika birimlerinin kendi içlerinde kurduğu voleybol, basketbol ve futbol takımları ve sinema, tiyatro gibi kültürel etkinlikleri ile Sümerbank fabrikaları “Bir Fabrikaya Sığdırılan Dünya”yı*** temsil ediyordu. Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası’nda her yıl Ağustos ayında fabrika işçilerinin çocuklarına toplu sünnet törenleri ve Dünya Çocuk Günü Haftası gibi etkinlikler kutlanırdı. Farklı sosyalleşme pratikleri sunan Sümerbank fabrikaları, sağladığı mekansal bağlam ile toplumsal pratiklerin gelişmesine katkı sağlayıp, sosyal devleti temsil etmiştir.

1929’da “milli tasarruf” sloganı ile yerli malı kullanımını teşvik etmek ve tasarruf bilincini oluşturmak için Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti kuruldu. Cemiyetin faaliyetleri doğrultusunda, Yerli Malı ve Tasarruf Haftası ve konferanslar düzenlenerek yurtiçi ve yurtdışında sergi çalışmaları ile yerli malları tanıtılarak yaygınlaştırılmaya çalışıldı. Sümerbank’ın kuruluşu sonrası bu misyonu kendi fabrikaları ile üretim alanlarında devam ettirerek 1930-40’larda slogan şeklindeki afiş ve reklamlarla halka bu kampanyayı duyurdu. Cumhuriyet ile birlikte oluşturulması hedeflenen yeni ulus kimliği, üretimde milli ve yerli; teknik ve tasarımda uluslararası bir model izleyerek ekonomi ve kültür alanında eş zamanlı olarak gerçektirilmiştir.

*Nurtaç Buluç: Kundura Hafıza Arşiv ve Araştırma Sorumlusu
**Kamil Oba, “Sümerbank’ın Kuruluşu ve 32 Yıllık Çalışmaları”, Sümerbank Dergisi, 49/52 (1965): 161.
***Kundura Hafıza Arşiv ve Araştırma tarafından 2021 yılında ziyarete açılan “Kundura’nın Hafızası: Bir Fabrikaya Sığan Dünya” adlı sergisi Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası’nın hafızasından izleri bir araya getirmektedir.

“Geçen Gün”ün yönetmenleri Naz Erayda ve Kerem Kurduoğlu, EkoTürk TV’de…
Yönetmen: Serpil Boydak / Röportaj: Nevra Taşlıdan / Kamera:İrfan Yaran / Montaj: Ecem Kalay – Furkan Kadir Çam
Kundura Sahne, 1 Aralık gecesi efsanevi bir albümün lansmanına tanıklık etti. Don Cherry, Okay Temiz ve Johnny Dyani’den oluşan ünlü caz üçlüsü Don Cherry Trio’nun 1971’de ORTF stüdyolarında kaydettiği ve Türkiye caz tarihinin en önemli albümlerinden sayılan “The ORTF Recordings PARIS 1971”in lansman konseri Kundura Sahne’de gerçekleşti.
Ekim ayında Caz Plak etiketiyle sınırlı sayıda basılan ve kısa sürede tükenen albümdeki performansı bu kez, Okay Temiz’in müzik projesi Okay Temiz plays Don Cherry ile canlandı. Davulda Okay Temiz, piyanoda Harald Svensson, basta Ozan Musluoğlu, keyboard’da Tomi Temiz, trompette Can Ömer Uygan ve saksafonda Çağdaş Oruç‘u birlikte izlediğimiz konser, cazseverlere büyüleyici bir gece yaşattı.
Kundura Sahne’nin yapımcılığında hazırlanan “Geçen Gün”, seyircisiyle ilk kez 8 Aralık Cuma akşamı saat 21:00’de Kundura Sahne’de buluşuyor. “Everest My Lord”, “Vınnlamanın Binbir Yolu”, “Kim O” gibi görme ve algılama biçimini tersyüz etmiş öncü işlerle tanıdığımız Kumpanya’nın yaratıcıları Naz Erayda ve Kerem Kurdoğlu’nu yeniden aynı projede buluşturan oyun, 9 ve 10 Aralık tarihlerinde tekrar gösterimlerini yapacak.

Kerem Kurdoğlu’nun yazdığı, Naz Erayda ve Kerem Kurdoğlu’nun birlikte yönettikleri oyun, gündelik paranoya hallerimiz üzerine, ses, söz ve hareket parçalarından oluşan bir şehir hikâyesi anlatıyor. Şehir ile iki kişi arasında geçen ve “endişe dolu bir sevgi hikâyesi”ne yön çizen oyunda; “Çoğunluk”, “Nefesim Kesilene Kadar”, “Rüzgarda Salınan Nilüfer” filmleriyle tanıdığımız oyuncu, yönetmen Esme Madra ile “Sivas”, “Cemil Şov”, “Karanlık Gece” filmlerinin oyuncusu Ozan Çelik rol alıyor. Oyunda ayrıca, şehir atıklarından ürettikleri enstrümanları ve özgün performanslarıyla son yılların en dikkat çeken müzik gruplarından Tophane Noise Band de, müzik ve sesle ikiliye eşlik ediyorlar.

Kundura Sahne’nin yapımcılığında ve Çıplak Ayaklar Stüdyosu’nun uygulayıcı yapımcılığında hazırlanan oyunun hareket tasarımını Maral Ceranoğlu ile Mihran Tomasyan, ışık tasarımını Utku Kara, ses uygulamasını da Defne Gül ile Berkant ‘Doktor’ Kılıçkap yaptı. Afiş tasarımında Maya Kurdoğlu’nun imzası bulunan oyun, 8, 9 ve 10 Aralık tarihlerinde Kundura Sahne’de izlenebilir.

Beykoz Kundura’nın restorasyonuyla büyüleyen sineması Kundura Sinema, bu yıl 5. yaşını restore klasiklerle kutluyor. Kapılarını ilk kez 2018 yılında açan ve özgün içerikleri ve kürasyon programlarıyla İstanbul’un en gözde salonlarından birine dönüşen Kundura Sinema, ilk yıl programında yer alan filmlerden özel bir seçkiyi bir araya getiriyor. “Kundura Sinema’nın Hafızası” adını taşıyan program, Şubat 2024’e dek devam edecek ve 1940’lardan 2010’lara uzanan zengin ve renkli bir film seçkiyi, restore kopyalarıyla İstanbullu seyirciyle buluşturacak.
Program kapsamında Aralık ayında izleyebileceğiniz filmler arasında, Jules Dassin’in “New York Esrarı” (The Naked City, 1948), Jean Luc Godard’ın “Alphaville” (1965), Martin Scorsese’nin “Taksi Şoförü” (Taxi Driver, 1976), Jim Jarmusch’un “Dünyada Bir Gece” (Night on Earth, 1991), Frank Miller, Quentin Tarantino ve Robert Rodriguez’in birlikte yarattıkları “Günah Şehri” (Sin City, 2005) bulunuyor.
Aralık’ta ayrıca, Ridley Scott’ın tüm zamanların en iyi bilimkurgu filmlerinden biri sayılan başyapıtı “Bıçak Sırtı” (Blade Runner, 1985) yönetmenin kurgusuyla gösterilirken, Denis Villeneuve’in ilk filmden 30 yıl sonrasını anlatan göz kamaştırıcı filmi “Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı” (Blade Runner 2049, 2017), efsanenin devamına tanıklık etmek isteyenleri bekliyor.

Programın Noel sürprizi ise, Billy Wilder’ın yönettiği, Jack Lemmon ile Shirley MacLaine’in ikonik performanslarıyla da unutulmaz 1960 yapımı romantik komedi “Apartman” (The Apartment) olacak ve 24 Aralık’ta Kundura Sinema’da izlenebilecek.

2024’e taşan programda sinemaseverleri 40’lar ve 50’lerden unutulmaz klasikler karşılıyor. Michael Curtiz’in “Casablanca” (1942), Charles Vidor’un “Gilda” (1946), William Wyler’ın “Roma Tatili” (Roman Holiday, 1953), Leo McCarey’in “Unutulmayan Aşk” (An Affair to Remember, 1957) ve Billy Wilder’ın “Bazıları Sıcak Sever” (Some Like It Hot, 1959) adlı filmleri Kundura Sinema’da izleyebilirsiniz.

Don Cherry, Okay Temiz ve Johnny Dyani’den oluşan ünlü caz üçlüsü Don Cherry Trio’nun 1971’de ORTF stüdyolarında kaydettiği ve Türkiye caz tarihinin en önemli albümlerinden sayılan “The ORTF Recordings PARIS 1971”in lansman konseri Kundura Sahne’de.

Ekim ayında Caz Plak etiketiyle sınırlı sayıda basılan ve kısa sürede tükenen albümdeki performansı bu kez, Okay Temiz’in müzik projesi Okay Temiz plays Don Cherry ile canlanacak. Davulda Okay Temiz, piyanoda Harald Svensson, basta Ozan Musluoğlu, keyboard’da Tomi Temiz ve trompette Can Ömer Uygan’ı birlikte izleyeceğimiz konser, 1 Aralık Cuma akşamı saat 21:00’de Kundura Sahne’de gerçekleşecek.

“Organic Music Society”, “Eternal” gibi albümleriyle caz tarihini şekillendirmiş Amerikalı caz müzisyeni Don Cherry, perküsyon ustası Okay Temiz ve Güney Afrikalı basçı Johnny Dyani’den oluşan Don Cherry Trio’nun en başarılı albümleri arasında gösterilen “The ORTF Recordings PARIS 1971”, 1971’de Paris’teki ünlü ORTF (Office de Radiodiffusion Télévision Française) stüdyolarında kaydedildi. Fransa’daki BYG Records’ın arşivlerinde bulunan orijinal materyallerin Mert Üçer tarafından remastered edildiği plak, Okay Temiz’in 2022 yılında yayınlanan “Okay Temiz’s Oriental Wind at Montreux Jazz Festival 1982” albümünün devamı niteliği taşıyor.

Caz Plak etiketi ile Ekim 2023’te gün yüzüne çıkan albüm, Tokyo, Paris ve İstanbul’a ithaf edilmiş üç özel edisyon ile 67 ülkeye dağıtılmış ve kısa sürede tükenmişti. Kreatif direktörlüğünü Haluk Damar’ın üstlendiği albüm kapağının Türkiye ve Japonya edisyonlarında Ara Güler’in 1969’da çektiği, Ara Güler Müzesi’nden Caz Plak tarafından lisanslanan ve daha önce yayımlanmamış bir fotoğrafı yer alıyor. Türkçe ve İngilizce liner notlar içeren Türkiye edisyonu bin adet; Japonca ve İngilizce liner notlar içeren Japonya edisyonu 500 adet elle numaralandırılmış kopya ile sınırlı olarak çıkan albümün Avrupa edisyonunun kapağında ise, Erinç Güzel tarafından çekilmiş 70 mm analog bir Château de Versailles fotoğrafı yer alıyor. Fransızca ve İngilizce liner notlar içeren bu edisyon da bin adet elle numaralandırılmış kopya ile sınırlı çıkmıştı.

Beykoz Kundura’nın disiplinlerararası sahnesi Kundura Sahne’de yeni sezon, benzersiz bir dans performansıyla açıldı. Türkiye’den Taldans dansçıları Filiz Sızanlı ve Mustafa Kaplan ile Portekiz’den dans ikilisi Sofia Dias ve Vítor Roriz’i aynı sahnede buluşturan NEVER ODD OR EVEN, İstanbullu dans ve performans tutkunlarını Beykoz Kundura’da bir araya getirdi.
Avrupa Film Akademisi’nin Avrupa’nın film ve ödül sezonunu duyurduğu ve Avrupa sinemasının çeşitliliğini kutladığı etkinliği Avrupa Film Ayı (Month of European Film), Türkiye’de bu yıl Kundura Sinema’da gerçekleşiyor. Kundura Sinema’nın Avrupa Film Akademisi ile Creative Europe Media ortaklığında ve Institut Français İstanbul’un destekleriyle düzenlediği Avrupa Film Ayı programında, Fransız sinemasının unutulmazlarından 5 film gösterilecek.
Jean-Luc Godard’ın Berlinale’den Altın Ayı ödüllü neo-noir bilim kurgusu Alphaville (1965), 11 ve 25 Kasım tarihlerinde gösterilirken, Agnès Varda’nın yönettiği ve baş kahramanı Cléo’nun peşinde 60’lı yılların Paris’inde başdöndürücü bir yolculuğa çıkaran “5’ten 7’ye Cléo” (Cléo de 5 à 7, 1962) da, 18 ve 26 Kasım tarihlerinde seyirciyle buluşacak.

Feminist sinemanın köşe taşı niteliğindeki filmlerinden “5’ten 7’ye Cléo”, Varda’nın sinemada kadın bakışını yeniden tanımlayan devrimci kamerası ve Cléo rolünde Corinne Marchand’ın ikonik performansıyla unutulmaz bir klasik.

Programda ayrıca, Fransız Yeni Dalga akımının öncü yönetmenlerinden Alain Resnais’in iki filmi gösterilecek. Fransız edebiyatının en güçlü kalemlerinden Marguerite Duras’ın Oscar adayı senaryosu ve yenilikçi kurgusuyla zamanının çok ötesinde bir ilk film olan “Hiroşima Sevgilim” (Hiroshima mon amour, 1959), 11 ve 18 Kasım tarihlerinde gösterilirken; Cannes’dan Büyük Jüri Ödülü ve FIPRESCI Ödülü almış, bugün bile cesur sayılan kurgusuyla Resnais dehasının eşsiz örneği “Amerikalı Amcam” (My American Uncle, 1980) da 12 ve 25 Kasım tarihlerinde yönetmenin hayranlarını bekliyor.

Programın dikkat çekici bir diğer filmi de, Nicole Védrès’in bugün bir kurgu dehası olarak anılan 1947 yapımı belgeseli “Paris 1900” (Paris mil neuf cent) olacak. André Bazin’in “Marcel Proust’un edebiyatta yarattığı derin sarsıntının sinemadaki karşılığı” sözleriyle övdüğü, yapım ekibinde Alain Resnais’in de yer aldığı bu eşsiz klasik, savaş öncesi Paris’teki yaşamı yüzlerce belge ve görüntüyü kullanarak yeniden canlandırıyor. “La Belle Époque” (Güzellik Çağı) dönemi Parisini anlatan ve Apollinaire’den Sarah Bernhardt’a, Colette’ten André Gide’e, Paris kültür hayatının en önemli aktörlerinin izlerini de süren filmi, 12 ve 26 Kasım tarihlerinde Kundura Sinema’da izleyebilirsiniz.

Avrupa’daki sinema endüstrisini desteklemek ve sektör içerisinde buluşmalar yaratarak işbirliklerini güçlendirmek amacıyla 1988’den beri çalışmalar yürüten Avrupa Film Akademisi’nin Europa Cinemas ortaklığında düzenlediği Avrupa Film Ayı, İstanbul’dan Atina’ya, Lizbon’dan Bükreş’e kadar 70’ten fazla şehirdeki öncü sinemalarda gerçekleşiyor. Ağdaki her sinemanın, tek tip bir katalog yerine, kendi uzmanlıklarına ve kürasyon politikalarına göre şekillenen benzersiz bir programla dahil olduğu bu etkinlik, 9 Aralık’ta Berlin’de düzenlenecek 36. Avrupa Film Ödülleri’nde bu yılki yolculuğunu tamamlayacak. Etkinliğin programına ve detaylarına resmi web sitesinden ulaşabilirsiniz.
Kundura Sinema’nın kapıları yine benzersiz bir gösterimle yeni sezona açıldı. Caz efsanesi Okay Temiz ile piyanist Kubilay Kan’ın canlı performansları eşliğinde gösterilen 1921 yapımı sessiz film klasiği HAMLET, Kundura Sinema’nın 2023-2024 sezonunu açtı.

Kundura Sinema’nın “Sinemanın İlk Divası” seçkisinde filmleriyle konuk olacak Asta Nielsen’ın 1921’deki benzersiz “Hamlet” performansından yola çıkarak sinema ve sahnede Hamlet’i canlandırmış kadın oyuncuları hatırlayalım istedik.
Shakespeare’in evrensel karakteri Hamlet’in cinsiyeti aslında yüzyıllardır tartışma konusu olmuştur. Onun “erkeksi olmayan kederi”, Viktorya dönemi eleştirmenleri tarafından “efemine” bulunuyordu.
18. yüzyılın ortalarından başlayarak kadınların Hamlet’i canlandırması başlangıçta şok etkisi yaratsa da, bu “sıradışı yorum”lar bir süre sonra kabul edildi. Bir eleştirmenin de dediği gibi, “Kadınlar, erkekliği taklit etmek yerine karakteri evrenselleştiriyorlar” ve böylece belki de, cinsiyetlerden bağımsız olarak ‘herkesin bir Hamlet olduğunu’ hatırlatıyorlar.
Tarihte Hamlet’i oynayan ilk kadın oyuncu Fanny Furnival’dı ve 1741’de Dublin’deki Smock Alley Tiyatrosu’nda Hamlet’i canlandırdı.

1775’te henüz 17 yaşında olan Sarah Siddons, taşra yapımlarında dokuz kez Hamlet’i oynadı ve tüm kariyeri boyunca bu rolü oynamayı sürdürdü.
1820’de Sarah Bartley, New York’taki Park Theatre yapımı oyunla Amerika’daki ilk kadın Hamlet oldu.
19. yüzyılın ünlü Hamlet’lerinden biri, 1851’de New York ve Boston’da Hamlet’i oynayan Charlotte Cushman’dı.
Nellie Holbrook, 1880’de New York’ta Hamlet’i canlandırdığında, The New York Mirror ağır eleştirilerde bulundu ve “Bu kesinlikle erkeksi bir karakter ve ne kadar yetenekli bir oyuncu olursa olsun, bir kadın tarafından oynanması uygun değildir” dedi.

Fransız oyuncu ve tiyatro yönetmeni Sarah Bernhardt, Hamlet’i 1899’da Paris ve Londra’da sahnede canlandırdır. 1900’de rol aldığı “Le duel d’Hamlet” adlı 2 dakikalık kısa filmde Hamlet’i oynayan Bernhardt, Danimarka prensini beyazperdede canlandıran ilk kadın oyuncu oldu.

Sinemanın ilk uluslararası yıldız oyuncusu Danimarkalı Asta Nielsen de beyazperdede Hamlet’i canlandırdı. 1921 Almanya yapımı “Hamlet” adlı sessiz film gişede büyük bir hasılat da yaptı ve eleştirmenlerden övgü topladı.

Türkiye’de ise, 1962-1965 yılları arasında Ayla Algan, tiyatro sahnelerinde Hamlet’e hayat verdi. 1976’da Metin Erksan’ın yönettiği “İntikam Meleği / Kadın Hamlet” adlı filmde Fatma Girik, Hamlet’i canlandırdı.

Frances de la Tour, 1979’da Londra’daki Half Moon Tiyatrosu yapımı oyunda Hamlet’i canlandırdı. Ünlü İngiliz oyuncu Michael Billington, bu performansı “Sert, yıkıcı, erkeksi ve ateşli” sözleriyle yorumladı.

1982’de Amerikalı oyuncu Diane Venora, Joseph Papp’ın yönettiği “Hamlet”te “kıvrak, karanlık, atletik ve agresif bir Hamlet” portresi çizdi.

Broadway’in ünlü oyuncu ve yönetmenlerinden Ruth Mitchell, 1992’de Croydon’daki Warehouse Tiyatrosu’nda sahnelenen ve tüm oyuncuları kadınlardan oluşan “The Roaring Girls Hamlet” oyununda Hamlet’i canlandırdı.

Alman oyuncu Angela Winkler, 2000 yılında Edinburgh Festivali’nde Hamlet’i oynadı. The Guardian yazarı Michael Billington bu performansı “Yüzeysel bir erkekliği benimsemiyor; bunun yerine Hamlet’in duygularını kendi kişiliğine çekiyor” sözleriyle övmüş, “Kadınların Shakespeare’in sorunlu kahramanındaki duygusal derinlikleri iletmek için daha donanımlı olduğunu” söylemişti.

2014’te Hollandalı aktris Abke Haring, Avrupa’nın en önemli tiyatro yönetmenlerinden Guy Cassiers’in oyunu “Hamlet Hamlet’e Karşı”da Danimarka prensini oynadı.

İngiliz oyuncu Maxine Peake, 2014’te Manchester’daki Royal Exchange tiyatrosunda Hamlet rolüyle övgü dolu eleştiriler aldı. Eleştirmen Susannah Clapp, “O, neredeyse cinsellik öncesi, havalı ve genç kız havası olmadan süzülen, striptizci bir prens,” diye yazmıştı.

Olivier Ödüllü İngiliz aktris Michelle Terry, 2018’de sanat yönetmenliğini de yaptığı Shakespeare’s Globe’da Hamlet’i canlandırdı.

2018’de Dublin Tiyatro Festivali’nde Yaël Farber’in yönettiği oyunda, Hamlet’i Oscar adayı Amerikalı aktris Ruth Negga oynadı.

İngiliz oyuncu Tessa Parr, 2019’da Leeds Playhouse Tiyatrosu’nda Hamlet’i oynadı. Hamlet’in tamamen kadın olmasına izin verildiği bu uyarlama, eleştirmenlerden çok da iyi yorumlar toplamadı.

Şimdilik sahnede Hamlet’i en son canlandıran kadın oyuncu Cush Jumbo oldu. “The Good Wife” dizisiyle de tanınan aktris, 2020’de Londra’daki Young Vic Tiyatrosu’nun Hamlet uyarlamasında başroldeydi.
