Beykoz Kundura’da Bir Akşamüstü: Cenk Bonfil Trio ile Röportaj

Yayınlanma Tarihi

06 Şubat 2026

Okuma Zamanı

7 Dakika

Beykoz Kundura’da Bir Akşamüstü, pazar günlerine yayılan; yemeğin, sohbetin ve müziğin aynı akışta buluştuğu bir etkinlik serisi. Gün yavaşlarken başlayan bu buluşmalarda, akşam yemeğinin ardından izleyiciler konser salonuna geçiyor ve caz müziği eşliğinde bir araya geliyor. Beykoz’un doğal atmosferi ve Kundura’nın endüstriyel mirası içinde şekillenen seri; paylaşmayı, dinlemeyi ve birlikte geçirilen zamanı merkeze alıyor. Beykoz Kundura’da Bir Akşamüstü, her pazar farklı müzisyen ve projeleri ağırlıyor, müziği akşamın doğal akışının bir…

Beykoz Kundura’da Bir Akşamüstü, pazar günlerine yayılan; yemeğin, sohbetin ve müziğin aynı akışta buluştuğu bir etkinlik serisi. Gün yavaşlarken başlayan bu buluşmalarda, akşam yemeğinin ardından izleyiciler konser salonuna geçiyor ve caz müziği eşliğinde bir araya geliyor.

Beykoz’un doğal atmosferi ve Kundura’nın endüstriyel mirası içinde şekillenen seri; paylaşmayı, dinlemeyi ve birlikte geçirilen zamanı merkeze alıyor. Beykoz Kundura’da Bir Akşamüstü, her pazar farklı müzisyen ve projeleri ağırlıyor, müziği akşamın doğal akışının bir parçası haline getiriyor. Program kapsamında 22 Şubat Pazar günü sahne alacak Cenk Bonfil Trio, sorularımızı yanıtladı.

Cenk Bonfil Trio nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Bu üçlüyü bir araya getiren şey yalnızca ortak sevilen şarkılar mıydı, yoksa müzikal olarak birbirinizi besleyen başka bir arayış da var mıydı? Bu birlikteliğin, müziği biraz yavaşlatan ve dinlemeye alan açan mekânlarda daha görünür hâle geldiğini düşünüyor musunuz?

Ortak sevdiğimiz şarkıları beraber çalmak asıl motivasyonumuzdu diyebiliriz. Daha doğrusu bu şarkılar ile beraber neler yapabileceğimizi görmek gibi bir merakımız var. Efe ile Cenk olarak, başka müzisyenler eşliğinde hem Kundura’da hem başka yerlerde daha önce sahne almışlığımız olsa da bu üçlü olarak ilk defa sahne alacağız. Setlist’imizi yaptık, herkes bir şeyler getirdi. Bunlar ile provalarda ve sahnede neler çıkacak ve seyirci nasıl tepki verecek merak ediyoruz. Ve evet, kesinlikle müziği dinlemeye alan açan ve anı yavaşlatan bir mekanda çalmak müzisyen olarak bize ayrı bir keyif veriyor.

Üçünüzün de çok farklı müzikal geçmişleri var: konservatuvar, akademi, orkestra, tiyatro, kompozisyon… Bu farklılıklar birlikte çalarken size nasıl bir alan açıyor?

Bu farklı müzikal geçmişler her birimizin daha iyi yapabildiği ve o kadar da iyi yapamadığı şeyler olduğu anlamına geliyor doğal olarak. Mesela ben (Cenk) kendi adıma hep piyanistten ziyade kompozisyoncu gibi düşündüğümü, performans yaparken de böyle yaklaştığımı düşünürüm. Bu da birbirimizi zorlayabileceğimiz, bazen alan açılmış bazen de belki kısıtlanmış hissedeceğimiz ama sonunda ortaya yeni ve bize özgü bir şey çıkacağı bir ortam anlamına geliyor.

Trio olarak çalarken, müzikte liderlik nasıl dolaşıma giriyor? Anlar mı sizi yönlendiriyor, yoksa zamanla oluşmuş sessiz bir anlaşma mı var aranızda?

Provalar genelde tartışarak ve nereyi nasıl yapacağımıza beraber karar vererek geçiyor. Bazı şeyleri tabii ki bu süreçte sabitlemiş, öyle yapacağımıza karar vermiş oluyoruz. Bazı yerleri ise daha muallak bırakıp liderliği birine vermeyi tercih ediyoruz. Bunun da kararı genelde provada verilmiş oluyor. Tabii sahne günü ruh halimiz, kişisel performansımızı nasıl bulduğumuz, teknik olanaklar, seyircinin tepkisi gibi bir sürü durum sebebiyle anların bizi yönetmesine de izin veriyoruz her zaman. Bunun çok daha iyi sonuçlar çıkardığı pek fazla durum oluyor haliyle.

Repertuvarınızı oluştururken “iyi çalmak”tan çok neye dikkat ediyorsunuz? Seçtiğiniz şarkıların sizi üçlü olarak bir arada tutan özelliği ne oluyor?

Daha once de dediğimiz gibi, şarkılardan ortak bir keyif alıyor olmak ve şarkılarda az veya çok, “şurayı da şöyle mi yapsak” diye kendimizce bir şeyler ekleyebileceğimiz bir alan bulmak.

Doğaçlama sizin için ne kadar planlı, ne kadar gerçekten “bilinmeyen”? Sahnedeyken birbirinizden gelen bir fikri yakaladığınız o anları nasıl tarif edersiniz?

Açık olmak gerekirse, eğer tam anlamıyla bir “serbest doğaçlama”dan bahsetmiyorsak aslında hiçbir zaman yüzde yüz “bilinmeyen” olmuyor doğaçlama. Çaldığımız şarkının hali hazırdaki yapısı üzerine doğaçlama çalıyoruz sonuçta. Ama bu, işin keyfinden ve merakından götüren bir şey kesinlikle değil. Aksine, verili bir müzikal yapı içinde hareket ederken birbirimizi şaşırtmak çok daha keyifli olabiliyor. Diğer türlü zaten “her şeyi” yapabilecekken burada herkesin bildiği o yapı içinde birbirimizden yeni bir şey duyduğumuzda tam bir sürpriz yaşamış oluyoruz. Diğerleri de bu sürprizi yakalayıp karşılık verdiği anlarda tadından yenmiyor.

Trio’nun oluşum cümlesinde “birbirinden oldukça farklı müzikal birikimleri çarpıştırmak” ifadesi geçiyor. Şu ana kadar sizi en çok şaşırtan çarpışma hangisi oldu?

Dediğimiz gibi, ilk defa üçlü olarak birlikte çalacağız. Dürüst olmak gerekirse henüz bunu tecrübe şansımız olmadı pek ama ortaya çıkabilecek şeyler için ve bunları Beykoz Kundura’da paylaşmak çok heyecanlıyız!

Farklı mekânlarda sahne alıyorsunuz; bazen müzik, yemek ve sohbet aynı akışta buluşuyor. Beykoz Kundura gibi tarihsel belleği güçlü bir mekânda çalmak, trio’nun müziğinde nasıl bir karşılık buluyor? Aynı parça burada başka bir hâle bürünebiliyor mu?

Tabii. Souncheck için mekana geldiğimiz anda, dinleyiciler girdikten sonra sahneye adımımızı attığımız ilk anda veya seti çalmaya başladıktan sonraki herhangi bir anda atmosfere göre anlık yeni kararlar verebiliyoruz. Beykoz Kundura gibi yeniden işlevselleştirilmiş bir mekanın tarihi atmosferi ve seyircisi de bizi heyecanlandırıyor. Böyle mekanlarda çalarken hiç planda olmayan şeyler olabiliyor, belki o kadar da heyecanlanmadığımız bir parçada yaptıklarımız bizi şaşırtabiliyor. Bunları görmek herhalde işimizin en keyifli taraflarından biri.

Trio olarak henüz başındayken, sizin için bu birlikteliğin en heyecanlı tarafı ne?
“Henüz bilmiyoruz ama görmek istiyoruz” dediğiniz şeyler var mı?

Şu ana kadar hep sevdiğimiz ve çok bilinen caz standardlarını çaldık. Hem bunları çaldıkça bu şarkıların gireceği yeni halleri, belki şimdi çaldığımız şeklinden sıkıldıkça çıkacak yeni fikirleri ve tarz olarak gideceğimiz yönleri hem de belki orijinal beste çalıştığımızda ortaya çıkacak dinamiği görmeyi çok merak ediyor, bunları denemek için önümüze çıkacak sahneleri de iple çekiyoruz.

Caz dinlemeye yeni başlayan bir dinleyici, Beykoz Kundura’da bu konseri izlerken neye kulak kesilirse müziğinizle daha rahat bir bağ kurabilir?

Bunun en iyi yolu, o an ön planda olan enstrümana değil de diğer enstrümanların ne yaptığına odağı kaydırmak olabilir. Piyano solo çalıyorsa kontrbası, vokal şarkıyı söylüyorsa piyanoyu dinlemek mesela. Ön planda olanı zaten başka bir şeye odaklanırken de daha kolay kavrayabildiğimiz için bu şekilde müziğin tamamını, grup içindeki etkileşimi daha iyi duymuş olabilirler. Bu her zaman çok daha etkileyici bir dinleme deneyimi olanağı sunan bir pratik bizce. Bu arada set içinde grup üyeler olarak en sevdiğimi şarkıları da söyleyip konsere dair ufak bir ipucu vermiş olalım. En çok eğlenme potansiyelimiz bu şarkılar olduğundan belki özellikle bunlara kulak kesilmek ister dinleyici. Efe için Sunny Side of the Street, Cenk için You’d Be So Nice To Come Home To ve Güneş için Green Dolphin Street.

Beykoz Kundura’da Bir Akşamüstü konserleri kapsamında Cenk Bonfil Trio 22 Şubat Pazar günü Kundura Sahne’de!

Söyleşiyi yapan: Zeynep Özbakış, Beykoz Kundura